241. Piyade Tugayı – Kore Savaşı

241’inci Piyade Tugayı

1. Dünya Savaşının belki de en dikkat çeken ordusu şüphesiz Türk Silahlı Kuvvetleridir.
Bunun aslında iki sebebi vardır. Birincisi dünyanın en büyük güçlerine karşı yetersiz teçhizat, düşük insan gücü, kıtlık ve hastalıklarla boğuşan bir milletin yetiştirdiği ordu 7 düvele karşı tarihi zaferler kazanmıştır. İkincisi ise ordu savaştan çıktıktan sonra Subaylarının %80’ini kaybetmiştir. En ön safta beylik silahı ile savaşan bir subay ne 1. Dünya Savaşında ne de 2. Dünya Savaşında görülmüştür.

1. Dünya Savaşından sonra Türk Ordusu ve Mustafa Kemal Atatürk dünya çapında büyük popülariteye kavuşmuş, yurt dışı ziyaret teklifleri ardı ardına gelmeye başlamıştır. Türk Ordusu’nun cesareti, kudreti ve şanı tüm dünya tarafından ilgi ile ve taktir edilerek seyredilmiş, bir milletin bu şartlar altında neler yapabileceğini tüm sömürge devletlerine göstermiştir.

Kaldı ki Türk Ordusu 2. Dünya Savaşında dahi imrenilen ve tarafına istenilen Orduydu. Piyade gücünün etkisi modern savaş düzeni gelene kadar da devamlı kalacaktır.

Adnan Menderes ve adamları 2. Dünya Savaşını iyi bildikleri için İsmet İnönü’nün ”Korkakça” davrandığını düşünüyor ve bu sebepten ötürü (kendi paylarını da unutmamak şartı ile) vatan evlatlarını kendi popülaritesi için Kore’ye sürüyor, ve belki de hayatında çoğu köyden çıkmamış Türkler ilk kez müslüman olmayan topraklara adım atıyordu. Evet 241’inci Piyade Tugayı Kore’ye gidiyor! Hem de tek kişinin kararı ile.


241’inci Piyade Alayının elinde doğru dürüst silah,üzerinde sağlam bir üniforma ve yeleğinin cebinde modern bir telsiz yok. Arkasında Fatih’in devasa topları, önünde Cumhuriyetin tankları, üzerinde destek uçakları yok. Fakat cesaretleri ve yürekleri, silahlarında süngüleri var. Bu da onları ilerleyen yazıda tüm dünyaya süper kahramanlar olarak tanıtacak.

1949-1950 yılları arasında patlak veren Kore Savaşı, Kuzey Kore’nin Güney Kore topraklarını işgali ve Amerika’nın yardım çağrısı ile resmen başlamış olur. Amerika’nın yaptığı yardım çağrısına 22 ülke destek verdi ve 16 ülke muhrip birlikleri ile savaşa katılma kararı aldı. Türk Tugayı’nın en büyük özelliği doğrudan Amerikan Kolordusuna bağlı olarak savaşa katılmasıydı ve bunu Birleşmiş Milletler’de başka bir devletin emrine ordu bırakan ilk Devlet olarak tarihe geçmiştik.

Tugay Komutanı General Tahsin Yazıcı ve onun seçmiş olduğu bilgisi yüksek subaylardan oluşuyordu. Yazıcı Amerikan Kolordusuna bağlı olmaktan huzursuzdu. Türkiye için o günlerde her şey güzel gözükse de bugün incelediğimizde bizim için en büyük ve tek artımız General Tahsin Yazıcı’nın Çanakkale müdaafasında komutanlık yapmış, İstiklal Madalyası ile ödüllendirilmiş ve İstiklal Harbinde çok başarılı işlere imza atmış bir komutandı.

General Yazıcı çok deneyimli ve 1.- 2. Dünya Savaşlarını yakından izleyen, bilgi yönünden zengin fakat İngilizcesi olmayan bir Türk Komutanıydı. Kendisinin de bildiği ve dile getirdiği üzere yapılan tatbikatlarda bu büyük bir problemdi ve olası büyük kayıplar dahi verdilebilirdi. Lakin önemsenmedi.


Türk Askerinin domuz eti yememesi Amerikan kolordusuna özel yemekler yapma durumunda bırakıyor ve zaman zaman bu ortamın dahi gerilmesine neden olabiliyordu. Lakin Türk Askeri Kore’ye adım atmasından itibaren bir anda gerek bıyıkları gerekse de süngüleri ile popülerliği hat safhaya ulaşmış, neredeyse tüm ülkelerin gazetelerinde boy boy Türk Askerlerinin bıyıkları ve süngüleri çarşaf çarşaf sergilenmekteydi. Bundan sadece diğer ülke gazetecileri değil Müttefik Askerler de etkilenmiş olmalı ki Türk askerlerinin bu süngülerle beraber göğüs göğüse çarpışmalarda son derece etkin olduğu söylentisi yüzünden pek çok Amerikalı asker Türklerden uzak durmayı tercih ediyordu.

BM birliklerinin komutanı Mac Arthur 1951 yılbaşında zafer istiyordu. Kendisi dünya üzerindeki en deneyimli asker idi ve elindeki techizat-ordu gerçekten muazzam düzeyde sağlamdı. Hayale kapılan Mac Arthur zaferin kısa zamanda geleceğini düşünerek birlikliklerine genel saldırı emri verdi ve Müttefikler resmen savaşa dahil oldu ve ipler burada koptu. Türk Askerleri ve Amerikan Askerleri arasında istihbarat ve koordinasyon eksikliği daha ilk günden patlak vermişti. Amerikan istihbaratı bu konuda Mac Arthur’u sürekli uyarıyor ve Türklerin manevralarını sürekli eksik veya yanlış yaptığını bildiriyordu. Buna rağmen hayallerin doruğuna çıkmış Mac Arthur saldırı emrini geri almadı.

Türkler artık 4500-5000 arası bir kuvvet ile savaş alanında başıboşlardı. General Tahsin Yazıcı bu durumdan oldukça rahatsızdı ki ”Beş misli düşman ile çarpışıyoruz. Kanu’ya geri dön gazeteci! Burada yalnızız. İletişim kuramıyoruz. Her an çembere alınabiliriz ve burada hepimiz şehit mertebesine ulaşabiliriz! Hava çok soğuk(Kore’nin en soğuk yılları) donarak ölmek istemezsin)”

Teçhizat bakımından gerçekten yetersiz olan Türk ordusu hem donmuş nehirler ile hem de zatürre ile baş başa mücadele vermek zorunda kalıyor, şartlar için yeterli eğitimi olmadığından da yaşam mücadelesi vermek zorunda kalıyordu.

Türk Tugayının bağlı olduğu 9. Kolordu General Walker ile yürümeye devam ediyor, Türk Tugayı inanılmaz bir şekilde önüne hangi cephe gelirse gelsin durdurulamıyordu. Bir an iletişim kaybedildi ve Türk Tugayı onun bağlı olduğu diğer birliklerden bir kilometre kadar fazla ilerledi. Lakin bu Türklerin eski taktiğiydi. Kurt kapanıydı ve av olan biz kapana doğru hızla ilerlemekteydik.


Kuzey Kore’ye destek veren Çin 300 bini geçik bir asker ile Kore’de bulunuyor, 65 bin Kuzey Kore askeri ise onları destekşiyor, 50 bini aşkın Kuzey Kore gerillası ile gece 9. Kolordu’nun arkasına doğru sızıyordu. Amerikan yüksek komutasının kibiri ve küçümserliği yüzünden kendi askerlerini ve Türk Tugayını aşılması imkansız bir pusunun içine atmıştı. Öyle ki Çin motorlu taşıt değil hayvan gücü kullanıyor böylelikle Amerikan istihbaratı Çinlilerin yerini bir türlü belirleyemiyordu. Amerikan ordusu geri kalmış bu orduya karşı adeta sağ ve soldan yumruklar yiyor, modern silahlar dahi etkisiz kalıyordu.

(Çin sabah intikallere yasak koymuştu. Eğer sabah keşifçiler hariç askerlerden biri hareket dahi ederse Subayların vurma yetkileri vardı. Gece intikali önemliydi.)

Söz konusu dağlar ve modern araçlarınız olmadığında intikalleriniz yavaşlar, alanınız büyür ve pusuya düşme şansınız artar. yayasınızdır, yorgunsunuzdur. Her an su bulamaz, her zaman yemek yiyemezsiniz. Bu yüzden Türk ordusu 9. Kolordu tarafından İhtiyat Kuvveti olarak atandı. Yani her an savaşa girebilecek birliklerdik ve anlık savaşta bulunmayacaktık.

Tahsin Yazıcı’ya verilen emir Genel Taarruz olurken Türk Ordusuna verilen bölgelere intikal ve bölgeleri kısmen güvene almaktı. Öyle de yaptık. 1950 22 Kasım sabahı Kuzey harekatı başladığında Kunuri bölgesini ele geçirdik ve Amerikan Taarruzunu beklemeye başladık. Bölgeyi genel olarak temizlemeye koyulurken Amerikan Taarruzu gelmiş, ve epey bize doğru yaklaşmışlardı. Kuzey Konumunda bulunan Kunuri düşman için pek bir önemsizdi. Çamurlu köylerden oluşuyordu ve yaşayan çok azdı. Zaten biz de gerilla kuvvetleri ile çarpışmıştık.

26 Kasım sabahı 9 Kolordu Kunuri bölgesine yaklaşırken Amerikan istihbaratının hesaplayamadığı bir şey oldu. Siperler kazan ve buralarda sabahları saklanan Çinliler bir anda siperlerinden çıkmaya başladılar. İstihbarat uçakları sayı veremiyordu. Siperlerden akın akın Çinli çıkıyordu. Eğer rivayet değil ise bir Amerikan İstihbarat pilotunun söylemi ”musluktan akan su gibiler!” idi.

Kunuri bölgesine yakın teçhizat bakımından iyi Güney Kore ordusu bir anda bozguna uğradı. Neler oluyor dahi diyemediler ve ön savunma hattı bir anda yerle bir oldu. Çinin bu genel taarruzu Amerikan Generallarini şok etmişti. Her general bir emir veriyordu ve kısa zamanda Amerikan 9. Kolordusu yüzlerce emir almıştı. Emir üzerine emir yayınlayan generaller taburları bir sağa bir sola gönderiyordu ve orta savunma hattı da askerlerin sürekli yer değiştirmelerinden dolayı çöktü.

Bir Amerikan tümenine tam 12 defa emir gelmişti. Önce emir geliyor, sonra geri alınıyor, aynı emir tekrar yollanıyor ve o emirin üzerine düzeltielerek bir emir daha gönderiliyordu. Neler oluyordu?

Amerikan sağ hattı Türk askerler dışında karma karışık olmuştu. Öyle ki Türkler gelen emirleri anlamadığından ya da geç çözdüklerinden dolayı sürekli mevzileniyor, siperler oluşturuyor ve pusu kuruyorlardı. Bir anda Amerikan konvoyları Türk hattını bastı. Kısa bir karmaşanın ardından bir kısım tabur kamyonlara bindirilerek bölgeden alındı. Kamyon sayısı yetersiz olduğu için Türk askerlerinin bir kısmi da yaya olarak, koşturularak yola çıkarıldı.

Türk askerleri canları pahasına koşuyor. General Tahsin Yazıcı ise Tuğgenerallik rütbesi olmasına rağmen o da bölge değişikliği için koşmak zorunda kalıyordu. Sağ kanat hala düşmemişti fakat sağ kanadın düşmemesinin ana sebeplerinden biri de Türk askerlerinin ön hatta saldırı önlemesiydi.

Türk tugayına özellikle Unsong-Ni bölgesindeki anayolu tutması görevi verilmişti. Fakat bölge uzaktı ve havada giderek kararmaya başlamıştı. Türk askerleri bölgeye ulaşıp tam olarak mevzilenmeden bir baskına uğramaları tehlikesi çok büyüktü. Daha da kötüsü ilerleyen Çin Ordusundan kaçan siviller bölgeyi karmakarışık etmişti. Kaçmaya çalışan binlerce kişinin arasına sızacak Kuzey Kore Gerillaları Türk Tugayına büyük kayıp verdirebilirdi.

Yorgun argın bir şekilde Tuğgeneral Yazıcı bölgeye vardı ve vardığı anda yoğun bir ateş ile karşı karşıya kaldı. Ateş dağ eteklerinde bulunan Çin birliklerinden geliyordu. Anında Yazıcı tarafından taarruz emri verildi. Ateş öyle ya da böyle kesilmeliydi. Beklenen her saniye daha fazla kayıp verilebilirdi. Türk askeri belki de savaşın gidişatını değiştiren hareketi yaptı. Müttefik askerlerinin yanında süngülerini takarak bir başlarına eteklere doğru siper alarak koşmaya başladılar. Büyük kayıp verdik. Lakin dağın etekleri kontrolümüz altına girdi.

Bu sırada iletişim kaybedildi. Türk Tugayının Amerikan kuvvetleriyle bağlantısı kesilmişti. Amerikan keşif uçakları tarafından karargaha kırmızı alarm gönderiliyordu. Onbilerce Çinli Türk Tugayına yaklaşıyordu. Destek getiriyorlardı fakat bu bilgi Türk tarafına iletilemedi. Tuğgeneral Yazıcı tarafından 2 keşif askeri gönderildi lakin pusuya düştüler. Amerikan ordusu iletişim kuramıyor ve destek için hiçbir şey yapmıyorlardı. Dağlık tepelerde sıkışmıştık.

Dereceler eksiydi. Açlık vardı. Yorgunluk ve uykusuzluk vardı. Gece yorgunluk iyice bastırmış, üzerine Çinliler kahkahalar atıyor, alaycı bir şekilde bağırıyor, garip sesler çıkararak Tugayımızda endişeye sebep oluyor (ne oluyor lan?) dedirtiyordu. Askerlerimiz yavaşça kıskaca alınıyor, birliklerinden kaçan Güney Koreli askerler gece vakti askerlerimize doğru koşuyordu. Yüzlerce Güney Koreli asker yardım çığlığı atıyor, biz de benzerlikten ötürü yüzlercesini Çinli sanarak öldürüyorduk. Bu olay aslında sık sık Amerikan askerlerinin de başına geliyordu çünkü batılı biri Koreli ve Çinlileri biri birinden ayırt edemiyor ve karanlıkta üniformalarda seçilemiyordu. Bu olayların üstü savaş sonrasında sessizce kapatıldı.

Çinliler yeni takviyeler almışlar ve bu sefer bütün Tugayi kuşatmaya başlamışlardı. General Yazıcı durumun vahametini anlamıştı. Buna rağmen geri çekilmeye devam etti bu sırada Çinliler Türk hatlarını yarmaya çalışıyorlar ve büyük kayıplar veriyorlardı. Çinliler verdikleri kayıplara bakmadan saatlerce saldırdılar. Amansızca saldıran Çinlileri amansızca savunan Türk Askerleri karşılıyordu. Küçücük hat üzerinde onbinleri salan Çinliler birkaç binlik Türk Ordusundan bir parça mevzi almak için yüzlerce kayıp veriyordu.


Türk Tugayı Yazıcı önderliğinde savaşarak geri çekilmesini sürdüyor, ön hattan gelen Çinlileri savunurken arka ve sağ sol kanattan ise yararak devam ediyordu. Motorlu taşıt yoktu. Ekipman ve cephane azdı. Tugayımız sürekli çevreleniyor, bir yolunu bulup Yazıcı önderliğinde geri püskürtülüyorlardı. 30 Kasım sabahı öylesine kayıplar oluştu ki toplam zayiat 218 şehit, 455 yaralı ve 94 kayıptı.

Çember üzerine çembere alma devam ediyor, Türk Tugayı sürekli savaşarak ve savunarak geri çekiliyordu. Amerikan karargahında Türklerin artık tamamının öldüğü, yardımın önceden de gönderilseydi işe yaramayacağı, Yeni Türk Birlikleri ile zaten değiştirileceği söyleniyordu. Amerikan askerleri ise pek umurlarında değildi. Zaten bu bir savaştı. Türklerin yanında kalan Amerikalılar da bu savaşta yok olacaklardı. Lakin öyle olmadı.

Türk Tugayı son bir güç ile Tuğgeneral Yazıcı önderliğinde çemberi yarıp Çin hattından çıktı ve Türk Karargahına ulaştı. Amerikan askerleri Türk askerlerinden öyle etkilenmişti ki, savaş başlamadan önce etkilendikleri süngünün ne derece etkin kullanılabildiğine bizzat şahit olmuştu.

Bu savaş bizim tarihimizde büyük lakin incelendiğinde utanılası bir hükumet savaşıdır. Bu çatışmalarda Türk Tugayi resmi rakamlara göre 741 ölü, 2068 yaralı, 163 kayıp ve 244 esir vermiştir. Savaş sonrasında yaşanılan felaketin büyüklüğünün gizlenmesi için gerçek kayıpların ve verilen esirlerin sayısının çok daha fazla olduğu ortaya çıktı. Pek çok Türk esiri sırf bu yalan ortaya çıkmasın diye geri alınmadı ve bu zavallılar vatanlarından çok uzakta çalışma kamplarında birer birer öldüler. Çatışmalar sırasında Türk karargâhından Amerikan merkez karargâhına verilen durum raporlarında Türk askerlerinin düşmana verdirdikleri kayıp rakamları ortalamalardan çok yüksek çıkınca Amerikalı generaller Türk komutasını yalan söylemekle suçlamışlardı. Bunun üzerine türk askerleri öldürdükleri düşman askerlerinin getirebilirlerse vücutlarını eğer getiremeyecek durumdalarsa kulaklarını keserek kararghahlarının bahçesine üst üste yığmaya başlamış ve Türk komutası da Amerikan Merkez komutanlığına raporlarla beraber bunları yollamaya başlayınca Amerikalı generaller Türklerin dürüstlüğüne inandıklarını fakat bu uygulamaya son vermeleri gerektiğini acilen belirtmişlerdi.

Kahraman Türk Askerlerini ve Tuğgeneral Yazıcı’yı minnet ile anıyoruz.

Ne Düşünüyorsun?

E-posta hesabınız yayımlanmayacak.